Pazar günlerini 40 yaşıma kadar sevmedim. Kırktan sonra ne olduysa hayatı biraz yavaşlatma kararı almıştım. Ondan sonra birden pazarlar çok kıymetli olmaya başladı. Biyolojik saat hafta sonu da olsa çok erken uyanıyorum 06:00 kesin ayaktayım, Tabii bu saatte sabahın sesini dinlemek çok kıymetli. Şehrin ortasında tüm bina yığınları içinde bile otursam, o saatte terasa çıkmak, güneşi karşılamak, martı ve güvercinlerin bazen kargaların sesini dinlemek, ektiğim sebzeleri kontrol etmek çok keyifli. Yazı ve kışı pek ayırmıyorum, çünkü İstanbul’da pek kış olmuyor. Bu nedenle Pazar rutinlerim şimdilik böyle başlıyor. Kedilerim her sabah o saatte yaş mama yiyorlar. Hepsi peşimde! Sonra fırından çıkacak mis kokuların evde yayılmasını sağlayıp, herkesi uyandıracak o kuvvetli çalışmayı yapmak, bir yandan kahveni hazırlayıp ev ahalisi uyanırken onu yudumlamak şahane. Ev ahalisi dediğim aileden ya da arkadaşlardan bizde kalan olmamışsa Maya, Coco, Pinkypeti ve ablam Bade 😊 Sonrasında iş yok bugün Pazar. Mutlaka kitap okurum, örgü örerim, biraz dizi ya da film izlerim. Dışarı çıkmak yerine bugünü kendime ayırmayı seviyorum. Bazı istisnalar dışında bunu çok bozmuyorum.
“Yavaş yavaş geçiyor
Gözlerimin önünden
İlk okula gidişim
İlk kitabım kalemim
O sevincim
Her şey daha dün gibi
Benliğimle iç içe
Annemin güzel yüzü
Bahçemdeki çiçekler
O günler
Başkaydı bir başkaydı o heyecanlar
Nasıl da geçti gitti o zamanlar
Bilemezsin sevgilim
Bilemezsin bir tanem
Bilemezsin neydi, neydi o yıllar”
Çiğdem Talu’ya ait bu sözler, müziğini sevgili Melih Kibar’ın yaptığı şarkıyı Erol Evgin söylüyordu. Bu Pazar sabahıma böyle başladım. Hatta geçtiğimiz haftayı sevgili Erol Evgin’in şarkıları ile geçirdim. Aynı şarkıları defalarca dinledim ve doyamadım. Tekrar tekrar dinledim. Sanatçının kendi youtube kanalında 4 yıl önce yayınladıkları 50. Sanat Yılı Konseri 1-2 bölümü lütfen sizlerde hem dinleyin, hem izleyin. Çünkü Erol Evgin ismini duyduğumuzda özellikle 70’li ve 80’li yılların hem klasik hem romantik Türk pop müziğinin şahane şarkıları geçer zihninizden. Bir ağızdan “işte öyle bir şey”, “sevdan olmasa”, “bir de bana sor” söylemeyen var mıdır? Her zaman çok şık, güler yüzlü ve zerafetiyle hayranlarının karşısına çıkan bir star O! Konserinde seyircisi ile bağ kuran, anılarını anlatan bazen fıkralar ile seyirciyi ağız dolusu güldüren bir sahne insanı.
Ben lisedeyken komşumuz Safiye ablanın Elvan isminde bir kızı vardı, o zamanlar 7-8 yaşlarında. Televizyonda Erol Evgin’i görünce işi gücü bırakır kitlenir, izlerdi. Erol Evgin’e aşıktı. Onu hiç unutmam. Her yaştan ona hayran o kadar çok kişi vardı ki. Şimdi de aynı aura , aynı zerafetle insanın kalbine dokunan biri. Konseri izlediğimde, o eskilerden bahsettiği isimler, yaşamlar, anılar o kadar yakın, o kadar özel. Sanki ben her sabah işe giderken kapıda sevgili Erol Evgin’e günaydın diyerek gülümseyen kişiyim.
Sadece şarkıcı değil Erol Evgin. Mimar, oyuncu ve sunuculuk yapmış, zamanın en önemli yapılarından biri Popsav’ı kuran kişi kendisi. Usta Haldun Dormen’in yazdığı müzikal olan “Hisseli Harikalar Kumpanyası”nda Erol Evgin’i orada yine hatırlarız. Yaş ile de alakası yok, gençler genel kültür ve sanata çok düşkün ve bunları bizden daha iyi biliyor çok şükür. Şarkıları dinlerken hem duygulandım, hem sevindim. Bambaşkaydı! Sadece bu zamana kadar tek bir konserine gitmemiş olmak beni çok üzdü. Bu sene planına yazdım.
Sahne deyince dün akşam Beykoz’da Ahmet Mithat Efendi sahnesinde yapılacak bir konsere davetliydik. Tuğba ile akşam oraya gittik. Çünkü sahneye ablam Bade Kalyoncu çıkacaktı! Bu sene ablam Gözde öğretmenimizle birlikte, Kamuran hanımın yönettiği ukulele kursu için Beykoz Halk Eğitimi Merkezi’ne gidiyor. Artık yavaş yavaş sahnelerde konser verme aşamasına geldiler. Ekip şahane! Ukulele konseri sonrası Türk sanat Müziği Kursu Konseri vardı. Her yaştan kalabalık bir topluluğun bir ağızdan aynı ahenkle bir bütün olması harikaydı. Fırsat bulursam kurs Şefi Göksel Sönmez hocamızdan izin alıp ben de şarkı söylemeye gitmek istiyorum : )) Ablamların ekibi sahneden ayrıldıktan sonra sunuculuk yapan Yasemin hanım orada “ukulele nedir? Anlamını bilen var mı?” diye bir soru sordu. Ben de dün orada öğrendim. Sahi son zamanların en popüler enstrümanı ukulele ne demek hiç merak etmiş miydiniz?
Ukulele, ilk kez Hawaii’de ortaya çıkan ve gitara benzerliğiyle bilinen, 4 telli küçük bir telli çalgıdır. Genellikle naylon teller kullanılır ve hafif, neşeli bir tınıya sahiptir. Köken olarak, Portekizli göçmenlerin getirdiği küçük gitar benzeri çalgılardan esinlenerek Hawaii’de geliştirilmiştir. Gövdesi gitardan daha küçüktür, bu da onu rahat taşınabilir hale getirir. Basit akortlar ve ritmik kalıplar için idealdir. Tellerin yumuşak olması, öğrenmeye yeni başlayanlar için parmakların daha az acıması anlamına gelir. Kolay taşınabilmesi ve neşeli sesi nedeniyle arkadaş toplantıları, sahil partileri veya sokak müzisyenliği gibi birçok farklı ortamda kullanılabilir. Çocuklar ve yeni başlayanlar için de eğlenceli bir çalgıdır.
Ayrıca, yaygın bir anlatıya göre “ukulele” sözcüğü, Hawaii dilinde “zıplayan pire” anlamına gelir. Bu ifade, ukuleleyi çalan kişinin parmaklarının teller üzerinde hızlı ve kıvrak hareketlerini “zıplayan pireye” benzetmesinden ortaya çıktığı söylenir. Ancak bazı kaynaklar, ukulele kelimesinin kökenine dair farklı yorumlara da yer vermektedirler. Yine de en yaygın kabul gören etimoloji “zıplayan pire” şeklindedir. Bu bilgiyi öğrenmemize sebep hocalarımıza ben de teşekkür ediyorum.
Hazır sanat, kültür demişken biraz da edebiyattan kısa bir alıntı yapalım mı? Şiir, öykü ve deneme alanında çalışmalar yapıp özellikle edebiyata getirdiği “mizahi dokunuş” ve “sürreal göndermeler”le dikkat çeken canım arkadaşım Korkut Kabapalamut’tan bir alıntı yapmak istiyorum. Kendisiyle sevgili Yelda Karataş’ın bir haiku atölyesinde tanışmıştım. Üçümüzün bazı ortak haiku çalışmaları bile var. Bir gün size -izin verirlerse- bunlardan örnekler hazırlayayım.
Korkut Kabapalamut, modern Türk edebiyatının yeni nesil yazarlarından biri olarak anılmaktadır. “Hiç Yazılmamış Bir Öykü Kahramanının Trajik ve Sürükleyici Hikayesi” öykü kitabını tavsiye ederim. Kitabın ismini sevdiniz mi? Ben bayılmıştım.
"Bir de durmadan kötü, sıkıcı şeyler yazan, iş bilmez bir öykücünün eline düşmek var. En büyük korkum da bu. O zaman kim okumak ister ki beni, başımdan geçenleri kim az da olsa merak eder, değerli, sınırlı zamanını vakfedip, dinlemeye gönül indirir? Duyduğuma göre iyi öyküler bile yeterince okunmuyor, basılmıyor, hasbelkader eş dost yardımıyla yayınlansa bile doğru dürüst satılamıyormuş memlekette. Şiirle birlikte en az ilgi gören edebi türmüş öykü. Herkes anlayamazmış, yazması da hayli meşakkatliymiş zaten. Romandan bile daha zormuş.
.
.
"
Yazar, mizahi ve yer yer absürt göndermeler yapan, okuyucuyu kendi yaratıcılık ve gerçekliği ile yüzyüze getiren bir üsluba sahip. Yani aynı cümleyi birkaç kez okuyup, birkaç değişik yorum yapma lüksüne sahibiz. Bu öykü kitabının dışında, “Beni Sevmeyenler Apartmanı” isimli öykü kitabı ve şimdi yeni çıkan ”Ben Seni Kendime Yasakladım” Platonik Bir Aşkın Şiirsel Biyografisi’ni de belki okumak istersiniz. Bir tek bende “Bay Y” sıkıcı bir adamın yarı eğlenceli biyografisi yok. Onu da kısa zamanda temin edip okuyacağım.
Zaten bu sene 200 kitap okuma hedefim var, bunların 6 tanesini bugün itibari ile bitirdim. Bu hedefleri de bizim kendi yeni ortaya çıkardığımız www.sosyalkitap.com sitemizde takip ediyorum. Sizde uygulamamızı indirerek burada kitap hedeflerinizi belirleyerek, kendi kütüphanenizi düzenleyebilirsiniz. Sevdiğiniz yazarları ve kitaplarını takip edebilir, alıntı ve incelemelerinizi paylaşabilirsiniz. 2025 bir önceki yıllardan daha çok kitap okuyup, araştırma yapıp, kendimizi beslediğimiz bir yıl olsun. Bizden sonrakilere örnek olacağımız her konuyu davranışlarımızla göstermemiz gerektiğini söylemeden de geçmeyeyim.
Şimdi yazıma son vermek istiyorum. Netflix’te izlemeye başladığım ve 2 sezonu bir çırpıda bitirdiğim Travelers dizisinin son sezonunu izlemeye koyulacağım. Son 6-7 aydır yapay zeka ile geliştirilmiş Callie adında bir Akıllı Asistan uygulaması anlatıyorum şirketlere. Bu teknolojinin gittiği yeri oldukça merak ediyorum. Düşünsenize Türkiye'de neredeyse ilk renkli tv yayınlarını izleyen, cep telefonu kullanan, oyun konsolları ile oynamış, internetin doğuşuna şahitlik etmiş, dijital bankacılığı ilk kullanan kişiler olarak beni yaşayacağımız hiçbir şey şaşırtmıyor. Fakat bir sonraki basamak ne olacak merak içindeyim. Bu nedenle izleyeceğim dizi ve filmlerde yapay zeka ve teknolojik bir çalışma varsa ilk tercihim o oluyor.
Travelers evreninde, insanlığın geleceği çok büyük bir felaketin eşiğindedir. İlerleyen zamanlarda, teknolojik olarak gelişmiş fakat kaynakları tükenmek üzere olan bir toplum, geçmişi değiştirme yoluyla geleceği kurtarmaya karar verir. Bu amaçla “Yolcular” adı verilen bir grup, 21. yüzyılda öleceği kesinleşmiş kişilerin vücutlarını, onların ölüm anından saniyeler önce devralarak günümüze “ışınlanır”. Böylece söz konusu bedenlerin kaderi değiştirilirken, gelecekteki aklı ve bilinci koruyan yolcular, kendi görevlerini yürütmeye başlarlar.
Her yolcunun bir numarası ve özel bir görevi vardır. Dizinin ana ekibini oluşturan karakterler; bir istihbarat ajanı, bir genç liseli, bir aile babası gibi farklı sosyal kimliklere bürünmek zorunda kalırlar. Ancak zaman geçtikçe bu kişiliklerin özel hayatlarına dâhil olmaları, orijinal kimlikleriyle ahlaki ve duygusal ikilemler yaşamalarına neden olur.
Bu beş yolcu, 21. yüzyılda sıradan bir hayat sürüyor gibi görünseler de aslında “Yönetici” (Director) denilen yapay zekâ tarafından yönlendirilen çok daha büyük bir planın parçalarıdır.
Eğer bilim kurgu, zaman yolculuğu ve insan psikolojisi iç içe geçtiğinde ortaya çıkan yapımları seviyorsanız, Travelers kesinlikle listenizde olmalı. İnsanlık olarak geleceğimize sahip çıkma bilinci, kimlik ve empati gibi evrensel konuları ele alması, diziyi hem heyecanlı hem de düşündürücü bir deneyime dönüştürüyor.
O halde şimdilik bana müsaade arkadaşlar. Vakit ayırıp sonuna kadar okuyup, bir de üşenmeden bana yazan arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Hafta içi size anlatacağım konular var. Yine görüşürüz.
Sevgiler.
Banu Kalyoncu