25.1.2026
* Bu yazı Linkedin "Şimdiki Zaman Bülteni"m için hazırlanmıştır.
Merhabalar,
Geçenlerde eski bir fotoğraf albümüne bakarken buldum kendimi. Hani o "teknolojiyle büyümediğimiz ama teknolojinin bizimle büyüdüğü" yılların tozlu kareleri… Annem mutfakta bir eliyle tencere karıştırırken, diğer eliyle kardeşimin ödevine yardım ediyor, bir yandan da radyodaki o zamanın meşhur Türk sanat müziği tınısı anneme eşlik ediyordu sessiz sessiz. O zamanlar buna sadece "ev hali" derdik. Meğer o, dünyanın en karmaşık algoritmasıymış biz fark etmemişiz.
2026 yılındayız. Cebimizde yapay zekalar, kolumuzda dünyayı ölçen saatler var. Ama bazı şeyler, takvimler değişse de yerinde sayıyor. Mesela kadının emeği. Hala o kadar "doğal" kabul ediliyor ki, sanki nefes almak gibi kendiliğinden oluyor sanıyoruz. Oysa o emeğin içinde koca bir dünya saklı. Sanat var, matematik var, sonsuz bir sabır var.
Hepimiz ilk bilgisayar programcısı olarak Ada Lovelace’ı duymuşuzdur. 1800’lerde, daha ortada bilgisayar bile yokken o muazzam öngörüsüyle "bu makineler sadece sayılar için değil, müzik bestelemek için de kullanılabilir" demişti. Sanatla teknolojiyi daha o gün birleştirmişti. Ya da Apollo görevlerinde, bugünkü süper bilgisayarların yapamadığı hesapları kağıt kalemle yapan Katherine Johnson…
Onlar gökyüzünü ve geleceği değiştirirken, aslında evlerimizdeki kadınların yaptığı o sessiz operasyonu yönetiyorlardı. Bugün bir kadının hem iş toplantısına hazırlanıp hem evin tüm lojistiğini hatasız yönetmesi, Katherine Johnson’ın yörünge hesaplarından çok da farklı değil. Ama ne yazık ki, UN Women’ın 2025 verilerine baktığımızda, kadınların hala aynı iş için erkeklerden %20 daha az kazandığını, yönetim katlarında "istisna" sayıldığını görüyoruz.
Beni en çok yaralayan ise o meşhur cümle "Zaten evdeydi." Sanki ev bir boşluk, kadın da o boşlukta sadece duruyormuş gibi. Oysa o evin içinde dönen çarklar durduğunda, hayatın ritmi bozuluyor. Kültürümüzde aile büyüklerine bakmak, çocuk büyütmek kutsal bir "değer" gibi anlatılır. Evet, değerdir, ama karşılığı olmayan bir zorunluluğa, görünmez bir köleliğe dönüştüğünde o kutsallıktan eser kalmaz.
Üstelik bu görünmezlik, sokaktaki şiddeti de besliyor. "Senin emeğin değersiz" demekle, "Senin hayatın ikincil" demek arasında çok ince bir çizgi var. 2025 yılında Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu verilerine göre 391 kadını toprağa verdik. Uzaklaştırma kararları, sistemin yetersizliği ve "ev içi mesele" diye kapatılan kapılar ardında sönen hayatlar… Hepsi, kadının varlığını ve emeğini yok sayan o aynı karanlık kaynaktan besleniyor. Daha iki gün önce hepimiz bir kadının sokak ortasında çaresizce öldürülüşünü izledik. Bu beni çok üzüyor, korkuyorum. Ve gelecek nesillerimize doğru yatırım yapmak zorundayız.
Biz’den Geleceğe Ne Kalacak? Takım ruhu sadece iş yerlerinde mi olur? Hayır. Takım ruhu, mutfaktaki o görünmez emeği gören çocukların gözlerinde başlar. Bir çocuk, annesinin emeğinin sadece "görev" değil, bir "değer" olduğunu görerek büyürse, yarın o çocuk bir kadının hayatına kastetmez, hakkını gasp etmez.
Teknoloji bizimle büyüdü dedik ya… Belki de artık bu teknolojiyi, bu yeni dünyayı kadınların o eşsiz zekasıyla, estetiğiyle ve sanat ruhuyla yeniden kodlamalıyız. Emeğin adı sadece "kadın" değil, emeğin adı "hayat" olmalı.
Çünkü kadın nefes alırsa, dünya sanat olur. Kadın değer görürse, gelecek gerçekten "aydınlık" olur. Görünür olduğumuz, emeğimizin hakkıyla taçlandığı bir zaman çok güzel olmaz mı?
Geçen hafta bir iş görüşmesi esnasında bir dernekten haberim oldu. 2026 yılında çocuklar için daha çok eylem planım var. Şimdiye kadar sessiz kalıyordum bu sene onlar için biraz birlikte ses olalım istiyorum. Yazının başında bahsettiğim gibi her şey çocukların o emeği, adaleti ve sevgiyi görerek büyümesiyle başlıyor. İşte tam da bu yüzden, sadece konuşmakla kalmayalım, o çocukların dünyasına dokunacak küçük bir imza atalım istiyorum.
Bu yıl, Umuda Uzanan Eller Derneği ile birlikte Adana/Aladağ’daki bir köy ilkokulunun eksiklerini tamamlamak için yola çıkıyoruz. O sınıflarda yarının Ada Lovelace’ları, Katherine Johnson’ları yetişecek. Ama önce ısınmaları, düzgün bir zemine oturmaları ve parlayan duvarlar arasında hayal kurmaları gerek.
Neler yapıyoruz? Okulumuzun boya badanasından kırtasiye malzemelerine, kışın sıcak bir ortam için iki adet klimadan çocuklarımızın üzerinde rahatça kitap okuyacağı yer minderlerine, askılıklara ve dolaplara kadar pek çok ihtiyacımız var.
Nasıl destek olabiliriz?
Çocuklar, iyiliğin sadece kitaplarda yazan bir kelime olmadığını, insanların birbirine nasıl el uzattığını görerek büyüdüklerinde, geleceği de o iyilik üzerine inşa edecekler. Gelin, bu pazar bir çocuğun sınıfını güzelleştirelim. İyilikte de yarışalım.
İyilik paylaştıkça, emek görüldükçe çoğalır.
Sevgiyle kalın.
banukalyoncu