15.2.2026
* Bu yazı Linkedin "Şimdiki Zaman Bülteni"m için hazırlanmıştır.
Her hafta teknoloji, kültür ve insanın bu yeni dünyadaki yerini konuştuğumuz "Şimdiki Zaman Bülteni"ne hoş geldiniz. Bu hafta, yapay zekânın sadece "ne işe yaradığını" değil, "bizden ne götürüp bize getireceğini" kendi hayatımdan kesitlerle de masaya yatırıyorum.
Geçen hafta bitiremediğim yazımdan bahsetmiştim. O yazımı bu hafta kaleme aldım. Sürekli arkadaş toplantılarında bahsettiğimiz ve içinde bulunduğumuz zamanın izlerini taşıyan önemli iki soruyu sürekli sorup üzerine konuşuyoruz. İşte zihnimi meşgul eden iki kritik soru:
Boş Zaman Paradoksu. İnsani Derinlik mi, Dijital Tüketim mi?
Soru: Yapay zeka bize zaman kazandırdıkça, kazandığımız bu "boş zamanı" yine teknoloji tüketerek mi harcayacağız, yoksa bu teknoloji bizi yeniden "insan olmanın" derinliklerine (sanat, felsefe, gerçek sosyalleşme) dönmeye mi zorlayacak?
Yapay zeka sayesinde işlerimizi daha hızlı bitiriyoruz; peki ama neden hala vaktimiz yok? Çünkü kazandığımız her dakikayı yine bir ekran karşısında, algoritmanın bize sunduğu "sonsuz kaydırmalı" gürültüde tüketiyoruz.
Aslında önümüzde devasa bir fırsat var: YZ rutin ve lojistik işleri üstlendikçe, bizler tarihte hiç olmadığı kadar "insan olmaya" vakit ayırabiliriz. Eğer bu "boşluktan" korkmazsak, sanatın, felsefenin ve sahici sosyalleşmenin o yavaş ama derin dünyasına dönebiliriz. Teknoloji bizi daha verimli kılıyor olabilir, ancak bizi daha "bilge" kılacak olan o artan zamanı nasıl kullandığımız olacak.
Bilgi Hiyerarşisinin Çöküşü ile Yeni Otorite "Soru Sormak" mı?
Gelecekte "ne bildiğimiz" mi daha önemli olacak, yoksa yapay zekaya "doğru soruyu sorma" becerimiz mi? Bilgi hiyerarşisi yıkılırken yeni otorite kaynağımız ne olacak?
Bilgi artık bir "güç" değil, bir "meta". Eskiden en çok şeyi bilen otoriteydi, bugün ise en doğru soruyu soran orkestra şefi koltuğuna oturuyor. Ancak burada bahsettiğim sadece teknik bir "prompt yazarlığı" değil.
Bilgi hiyerarşisi yıkılırken yeni otorite kaynağımız, vizyon, bağlam kurma ve eleştirel düşünme olacak. Yapay zeka size her cevabı verebilir, ama hangi cevabın peşinden gidilmesi gerektiğini sadece "doğru soruyu" soran zihin bilebilir. Gelecekte otorite, kütüphanesi en büyük olanın değil, o kütüphaneden en anlamlı hikayeyi çıkarabilenindir.
Çünkü "Soru, Bilginin Zirvesidir"
Birçok kişi, yapay zeka çağında bilginin önemsizleştiğini düşünüyor. Oysa gerçek tam tersi. Doğru soruyu sormak için bile, o soruyu sorabilecek derinlikte bir bilgi birikimine ihtiyacımız var. Eskiden bilgi hiyerarşisinin en altında "veriye sahip olmak", en üstünde ise "bilmek" vardı. Bugün bu hiyerarşi tersyüz oldu:
Yapay zeka bize dünyadaki tüm bilgiyi saniyeler içinde getirebilir, ancak hangi bilginin peşine düşeceğinizi, hangi verinin birbiriyle bağdaşacağını ve en önemlisi "neden" sorusunu sormanız gerektiğini bize söyleyemez. Otorite artık "bilgiye sahip olanın" değil, o bilgiyi bağlam içine yerleştirip en keskin soruyu yöneltenin elindedir. Bilgi artık bir varış noktası değil, doğru soruyu sormak için kullanılan bir tramplendir.
Geçen metrobüs ile karşıya geçiyorum, sol çaprazımda yaşlı bir beyefendi ile yanında orta yaşlarda bir bey konuşuyorlar. Konu: yapay zeka. Orta yaşlı bey diyor ki; “artık herkes yapay zekaya soruyor, siz de telefonunuza ChatGPT’yi yükleyin, merak ettiklerinizi ona sorun.” Peki ne soracağını bilmiyorsa ve sunulan cevabın doğruluğunu nasıl test edecek amcaya ondan bahsetmedi.
Eğer doğru soruyu sormak için derin bir bilgi birikimi şartsa, çocuklarımıza yapay zekayı nasıl kullanacaklarını öğretmeden önce "nasıl öğreneceklerini" öğretmeliyiz. Yapay zekayı ellerine bir oyuncak gibi vermeden önce, onlara kitap okuma ve araştırma alışkanlığı kazandırmalıyız.
Çünkü bir çocuk, bir konu hakkında temel bir bilgiye sahip değilse, yapay zekaya soracağı soru sığ, alacağı cevap ise yanıltıcı olacaktır. Onlara şunu anlatmalıyız: "Bilgiye sahip değilsen, yapay zekanın seni yanlış yönlendirdiğini bile fark edemezsin." Araştırmayı, kütüphanede kaybolmayı ve bir konunun köklerine inmeyi bilmeyen bir zihin, yapay zekanın sadece "kullanıcısı" olur; oysa biz onların bu teknolojinin "yöneticisi" olmalarını istiyoruz.
Tabii bunlar benim kendi gözlem ve düşüncelerim, sizler de bu konulara katkı sağlarsanız sevinirim. Peki tüm bu durum karşısında ben neler yapıyorum biraz bahsedeyim. Sunum yapmak, içerik yazmak, görsel hazırlamak konularında teknolojinin bana sunduğu nimetlerden elbette faydalanıyorum. Bana işimden kazandırdığı zaman, bu sene yarıda bıraktığım sanatsal işlerime dönmem için fırsat oluşturdu. Eski Türk Süsleme Sanatlarına olan tutkuma geri dönebiliyorum ve atölyelere etkinliklere katılmaya başladım. Harika bir tezhip ustası buldum, yeni dönem derslerini bekliyorum.
Mesela, günde 50 sayfa olan kitap okuma hedefimi 100 sayfaya çıkardım. Toplantılara giderken çantamda mutlaka bir kitap taşıyorum. Yolda, trafikte veya beklerken o tanıdık "sonsuz kaydırma" refleksi yerine kitabımı açıyorum. Ekranın ışığıyla değil, kelimelerin derinliğiyle sosyalleşiyorum. Çok eğlendiğimi söylemeliyim. Kelimelerin büyüsüne ve hikayelerin zamanı kapsaması da ilginç. Mesela Adnan Arduman’ın “Daha Dün Gibi” romanı yapay zekanın gelecek teknolojisi ve uzaylılar. Hatta kendisi ile yaptığım röportajı yarın kişisel web sitemde yayınlayacağım. Alper Canıgüz’ün "Gizli Ajans" kitabında da uzaylılar var 😊 Tabii Alper beye sormam gereken bir konu var. Madem uzaylılar sıcağı sevmiyor neden merkezleri Yunanistan’da ve sürekli güneşlenip bronzlaşıyorlar? 😊
Ve tüm bu kazanım zamanlarımın en kıymetli durağı ise Acıbadem Üniversitesi oldu. Rektör Yardımcısı Sayın Prof. Dr. İrfan Güney'in nazik davetiyle, Müzik Ekspres'in kurucusu Kadri Karahan ile birlikte katıldığımız etkinlikte, teknolojinin hızından sıyrılıp sanatın zamansızlığına şahitlik ettik.
Sayın Prof. Dr. Duygu Piji Küçük ve Dr. Bülent Küçük, üniversitenin ev sahipliğinde gerçekleştirdikleri "Bir Ulusun Sevgilisi Anısına Romantik Diyaloglar" konseriyle bizleri büyüleyici bir yolculuğuna çıkardılar. Cuma günü anladım ki; yapay zeka her şeyi kopyalayabilir ama ruhu olan bir performansı, o anki duyguyu asla ikame edemez.
Bu kıymetli günü ve misafirperverlikleri için Sayın Prof. Dr. İrfan Güney’e, kulaklarımızın pasını silen bu özel dinleti için de Sayın Duygu Piji Küçük ve Bülent Küçük’e kalpten teşekkürlerimi sunuyorum.
Haftaya görüşmek üzere, mutlu pazarlar.
banukalyoncu