8.3.2026
* Bu yazı Linkedin "Şimdiki Zaman Bülteni"m için hazırlanmıştır.
Özel günleri kutlamayı seviyorum. Bu yüzden hayatın akışında bazen gözden kaçırdığımız o muazzam zarafeti selamlamak için bu eşsiz günü kutlamadan geçmeyelim. Bugün 8 Mart, takvimlerin en aydınlık sayfası. Bugün, hayatın her ilmeğinde imzası olan, dokunduğu her saniyeyi bir sanat eserine dönüştüren kadınlarımızın, o sarsılmaz varlıklarının kutlamasıdır.
Kadın, doğanın bizzat kendisidir, toprağın bereketi, suyun duruluğu ve suyun duruluğu ve yaşamın her zorluğunu göğüsleyen o sarsılmaz şefkattir. Bir kadının elinin değdiği yerde en solgun çiçekler bile yeniden can bulur, mutfaktan yükselen kokular sıradan bir evi sıcak bir "yuva" masalına dönüştürür. İş dünyasında ise analitik zekâyı nezaketle, disiplini ise vizyonla birleştiren kadınlarımızı sadece başarılı birer paydaş olarak göremeyiz, oyunun kurallarını zarafetle yeniden yazan gerçek birer mimardır. Ailede şefkatiyle dünyayı kuran bir anne, hayat yolunda omuz omuza yürüyen bir eş veya iş hayatında başarısıyla devleşen bir meslektaş olarak kadın, estetiğin, vicdanın ve yaşamın olmazsa olmazıdır.
Edebiyatın ve sanatın koridorlarında yürüdüğümüzde de bu büyük ruhun kağıda dökülmüş ihtişamını görürüz. Halide Edib Adıvar’ın hem cephede hem masada devleşen kaleminden, Virginia Woolf’un kadının üretim gücündeki engelleri yıkan "kendine ait odasına" kadar her satır, kadının zihninin sınırsızlığını haykırır. Adalet Ağaoğlu modern Türkiye’nin ruhunu o ince zekâsıyla işlerken, Frida Kahlo acıyı bile renklerle dans ettiren bir başkaldırı güzelliğine dönüştürmüştür. Elbette bu şahane kutlamanın bir köşesinde, bu büyük zenginliğin içinden erkenden göçen ama miraslarıyla bizi beslemeye devam eden Nilgün Marmara’nın derin felsefesini, Sylvia Plath’ın o meşhur teziyle taçlanan dürüstlüğünü ve Bergen’in o devleşen sesini de büyük bir ihtimamla selamlıyoruz. Onların hatırası, bugünün kadınlarının yaşam hakkını, hayallerini ve başarılarını her gün daha büyük bir sevgi ve saygıyla korumamız gerektiğini bize hatırlatan en değerli pusuladır.
Bu yüzden bugün sadece bir çiçek alıp geçmeyelim. Hayatımızı güzelleştiren her kadına, hak ettiği o derin ihtimamı bir yaşam biçimi olarak sunalım. Kadının elinin değdiği, sesinin yankılandığı ve özgürce güldüğü her an dünya daha yaşanılır bir yer olacak. Hayatımıza anlam katan, her günümüzü bir bayram yerine çeviren tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu, mutlu ve şahane olsun!
Şimdiki Zaman Bülteni; gündemin hızını, teknolojinin rasyonelliğini ve edebiyatın ruhunu aynı sayfada buluşturan bir mecra. Ancak bu özel günde, teknolojinin tüm o fütüristik vaatlerinin arasında gezerken bile aklım hep o dizesi yarım kalan, hikâyesi erkenden nihayete eren kadınlarımıza gidiyor. Onları anmadan, onların o zarif ama dirençli ruhlarını bu sayfaya konuk etmeden geçmek istemem.
Aşağıdaki mısraları; çiçekli şiirler yazmak isteyen ama dünyadaki savaşlarda, şiddetin gölgesinde ve gündelik hayatın acımasızlığında yaşamını yitiren; yarım kalan her söz, her rüya ve her umut için paylaşmak istiyorum. Didem Madak’ın bu dizeleri, o yarım kalan tüm seslerin sessiz ama en gür yankısı olsun. Çiçekli perdelerin arkasındaki o devasa dünyaları, cebinde yıldız taşıyan o güçlü kadınları görmeniz ve her kadının yaşam hakkını ihtimamla korumamız dileğiyle. Dünyayı güzelleştiren tüm kadınlarımızın günü kutlu ve şahane olsun!
ÇİÇEKLİ ŞİİRLER YAZMAK İSTİYORUM BAYIM!
"Zenciler prensesi olacağım.
Hayat işte asıl o zaman başlayacak"
Pippi Uzunçorap
Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
Bir yağsam pahalıya malolacağım.
Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
Fakat korkuyorum. Birazdan da
Kırk üç numara ayakkabılarınızla
Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
Bu iyi olmaz bayım!
"Gün akşam oldu" diyorum
Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
Cam kırıkları yiyorlar
Rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde
Rengârenk yap-boz parçacıkları
Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
Hayır, sanırım sabahı bekleyemem
Bilmiyorum.
İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı.
On dört yaşındaydı ruhum bayım
Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
O ara içimde çiçeklerden oluşmuş
Bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
Sinemalarda da "orgazm gıcırtıları" oynuyordu.
Kaçmaya çalıştım. Olmadı.
Bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
Neyse işte
Ben her filmi hatırlarım
Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
"Sofi'nin tercihini" seyrederken çok ağlamıştım.
Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar
Onu da mutlaka hatırlardım.
İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
Bir "eşya toplayıcısıyım" bayım.
Büyük gemiler de yok artık bayım
Büyük yelkenler de
Büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
İşte az önce bir karabatak daldı suya
Bir süredir kayıp
Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
Bir gül, bir güle derdi ki görse
Yalan söylüyorum
Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.
Didem Madak