* Bu yazı Linkedin "Şimdiki Zaman Bülteni"m için hazırlanmıştır.
Şefkatin En Geniş Tanımıyla
Bültene, bugünün o naif ruhunu selamlayarak başlamak istiyorum. Anneler Günü’nü sadece biyolojik bir kavramın içine sığdırmayı reddedenlerdenim. Kalbindeki şefkati bir çocuğa, bir hayvana, bir çiçeğe ya da bir fikre koşulsuz sunan; büyüten, yeşerten ve koruyan tüm ruhların günü kutlu olsun. Bu karşılıksız emek verme biçimi, aslında dünyayı iyileştiren en temel güç.
Anneler Günü sadece takvimsel bir görev olarak değerlendirilmemeli; bir projeyi büyüten, bir fikri şefkatle besleyen, kalbindeki koruma içgüdüsünü tüm canlılara koşulsuz sunan o "büyütücü" güzel ruhların günü kutlu olsun.
İşte tam da bu şefkatli büyüme ve büyütme arzusuyla, hayatımda yepyeni ve çok anlamlı bir sayfa açılıyor. Belki paylaşımımı görmeyenler vardır yeniden paylaşmak istedim. Kalyoncu Vakfı ’nda Başkan Yardımcısı olarak göreve başlamanın heyecanını ve mutluluğunu yaşıyorum. Bu sadece profesyonel bir adım değil benim için; çocukların eğitimi, fırsat eşitliği ve kadınların güçlendirilmesi için somut projeler üreteceğimiz, toplumsal faydayı dijitalin gücüyle harmanlayacağımız bir yolculuğun başlangıcı. Şu an vakfımızın tüm dijitalleşme süreçlerini büyük bir titizlikle inşa ediyoruz; yakında bu vizyonu paylaşacağımız kurumsal iş birliklerimizle çok daha geniş kitlelere dokunacağız. Kurum yetkililerinin desteklerine de ihtiyacımız var, şimdiden bu konu ile bazı marka sahiplerine, yöneticilerine ve bugüne kadar bana destek olan isimlerle görüşmeye başladık.
"Es’in Anatomisi"?
Vakıftaki bu yoğun ve heyecanlı dönemin içerisinde, üç haftadır buralarda yoktum. Birçok profesyonel "algoritma beni unutur mu?" korkusuyla sürekli içerik üretme tuzağına düşer. Oysa ben bilinçli bir sessizliğe gömüldüm. Çünkü biliyorum ki en iyi besteler, en doğru yerde verilen "es"ler sayesinde ruhumuza dokunur. İçerik üretmek zordur, bülten açıp yazmıyorlar diyenlere de kısa bir not düşmeliyim ki, 4 sene önce başlayıp yarım bıraktığım ve yeni yazmaya başladığım ve yazarken keyif alıp elimden bırakamadığım iki kitabı aynı zamanda yazıyorum. İnşaallah sonbaharda basacağım iki kitapta hazır olacak fakat bu dönemde bazı es’ler vermem gerekebilir.
Bakın, Steven Spielberg Schindler'in Listesi ile zirveye çıktıktan sonra tam 4 yıl yönetmenliğe ara verdi. Herkes şaşkınken, o zihnini nadasa bıraktı ve o sessizliğin içinden Jurassic Park gibi bir dev çıktı. Psikolojide buna "Incubation" (Kuluçka Dönemi) deniyor. Zihin, biz dışarıdan bakıldığında "hiçbir şey yapmıyorken", arka planda Zeigarnik Etkisi ile yarım kalan soruları çözmeye devam eder. Benim bu iki haftalık molam, aslında vakıf projelerimin ve yeni kitabımın zihnimde en yoğun çalıştığı "aktif bir sessizlik" dönemiydi.
Dijital dünyanın "her an aktif ol" dayatmasına karşı samimi bir duruştu bu. Peki, nedir bir "Es’in Anatomisi"?
İş dünyası bizi sürekli çıktı üretmeye, hep bir sonraki maili yanıtlamaya ve her saniye çevrimiçi kalmaya zorlayan bir algoritma ile kuşatmış durumda. Ancak bu sürekli aktiflik hali, bir süre sonra zihinsel bir gürültüye dönüşüyor. Ben bu iki haftada şunu idrak ettim: Durmak, bir geri çekilmekten ziyade, bir hizalanma sürecidir.
Müzikteki "es" notası sessizlik değildir, eserin ritmini belirleyen gizli kuvvettir. Biz profesyoneller için de mola, kritik kararlar öncesi zihni temizlemek ve "neden?" sorusuna yeniden cevap bulmak için hayati bir ihtiyaçtır.
Mola verdiğim bu süreçte bana eşlik eden yol arkadaşlarım oluyor. Bunlardan biri kişisel web sitemde derinlemesine incelediğim Adnan Arduman’ın "Mart’ın Doğusu" kitabıydı. Kitabın adı sizi yanıltmasın; Mart burada, hayatının anlamını bir sorunun peşinde Batı’dan Doğu’ya uzanan o sarp yolda arayan genç bir adam.
Arduman, Mart karakteri üzerinden bize şunu fısıldıyor: "Gerçek anlam içimizde mi, yoksa yolun kendisinde mi?" Mart’ın bir kedi, bir kadın ve bir kâhinle kesişen o "eşik" deneyimi, aslında iş hayatında sıkışıp kalan, rutinle boğuşan bizlerin hikayesi. Mart o sert sancılarla kendi içsel doğusuna varırken; bize durmanın, sorgulamanın ve "ara dönemlerin" aslında en büyük uyanış fırsatları olduğunu hatırlatıyor.
Adnan Arduman'ın "Mart'ın Doğusu" Kitabına Dair...
Kalp Hizası Ayarı
Beynimiz enerji tasarrufu yapmak için rutin otobanlar kurar. Ama bu otobanlarda giderken hayatın sunduğu o asıl manzarayı kaçırırız. Rutinlerden kurtulmak alışkanlık değiştirmek ve beynin "Default Mode Network" (Varsayılan Mod Şebekesi) kapasitesini kullanmaktır. Bu ağ, biz dış dünyaya odaklanmayı bıraktığımızda devreye giren gerçek yaratıcılık merkezimizdir. Yaratıcılık, beynin bildiği yolları terk edip yabancı olduğu frekanslara girmesidir. Rutini bozmak istiyorsanız, zihninize "boş alanlar" bırakmalısınız.
Birçok profesyonel, rutinleri "verimlilik" zannetme yanılgısına düşer. Oysa nörobilimsel açıdan rutin, beynin "Homeostatik Uyku" halidir; yani zihnin enerji harcamamak için kendini otomatiğe bağlamasıdır. Bu durum iş dünyasında durağanlık gibi düşünülse bile, bir tür "idrak körlüğü" yaratır. Bu krizden çıkış, sıradan bir değişimle olmaz, Sanatsal bir Algoritma ile mümkündür.
Duyusal Deplasman (Sensory Displacement): Yaratıcılık, bildiğiniz yolları terk edip yabancı frekanslara girmektir. Gerçek inovasyon, bir disiplindeki çözümü tamamen alakasız bir disipline "tercüme" etmektir. Örneğin; bir yazılım mimarisini kurgularken orkestra şefinin "akustik hiyerarşisine" bakmak gibi.
Heidegger’in "Tasa"sı ve Karar Mekanizması: Martin Heidegger’in "Sorge" (Tasa) kavramı, insanın dünyadaki varlığını anlamlandırma çabasıdır. İş dünyasında otomatiğe bağladığınız her an, bu anlamdan koparsınız. Kararlarınızı sadece veri analitiğiyle değil, "Kalp Hizası Ayarı" ile estetik bir faydaya dönüştürdüğünüzde rutin, bir "oluş" sanatına dönüşür.
İşinizi bir tabloyu işler gibi, projelerinizi bir senfoniyi yönetir gibi kurguladığınızda; rutinler birer pranga olmaktan çıkar, yaratıcılığınızın basamakları haline gelir. Durmak bir kayıp değildir, tıpkı Mart gibi kendi "doğu"nuza doğru yapacağınız o büyük uyanışın ilk adımıdır.
Sizce iş süreçlerinizi bir "veri yığını" olarak mı yönetiyorsunuz, yoksa her gün yeni bir fırça darbesiyle bir "değer sanatı" mı inşa ediyorsunuz?
Hepimize şimdiden şahane bir hafta diliyorum.
Sevgilerimle.